YALAN
SÖYLEMEK HARAMDIR
“30. Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve
yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır.
(Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı.
O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.”[1]
Muhterem
mü’minler! Bu dersimizde yalan söylemenin haraml9ılığından ve yalanın
çeşitli zararlarından bahsetmek istiyorum:
Yalan;
doğruluğu aksine söz söylemek, olmuş bir olayı olmamış, olmamış bir
olayı da olmuş gibi göstermektir. Yalan, gerek yeminde, gerekse diğer
hususlarda olsun çirkin şeylerden ve kabahatten sayılır. En kötü huy ise
yalan söylemektir. Yalan söylemek bir çok kötülüklere yol açar. Bunun içindir
ki İslam dininde yalan söylemek kesinlikle haram kılınmıştır.
Sevgili Peygamberimiz (SAV):
“Sizi yalan söylemekten tahzîr ederim. Çünkü
yalan imana aykırıdır.” [2]
Buyurmuştur.
Yalancılık yüzünden bir çok haklar zayii olur. Birçok facialar meydana
gelir. Müslüman yalan söylemekten son derece kaçınılmalıdır. Müslümanlık
yalanı münafıklık alametlerinden sayar.
Atalarımız
boşuna mı: “Yalancının evi yanmış da kimse inanmamış,” demişlerdir.
Yüce Peygamberimiz (SAV): “Şüphesiz ki yalan, dünya ve âhi rette insanın
yüzünü kara eder,” buyurmuştur. [3]
Sevgili
Peygamberimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde de:
“Ne ciddi yerde, ne de şaka olarak yalan
uygun düşmez. Sizden biriniz çocuğuna bir şey va’d edip de onu yerine
getirmemezlik etmesin,” buyurmuştur. [4]
İster
ciddi hareketlerde olsun, ister şaka olsun, yalan söylemenin uygun olmadığı
bu haberde ifade edilmiştir. Va’d edilen bir şeyin yerine getirilmesi de ayrıca
istenmektedir. Va’d ettiğini yerine getirmeyen yalancı sayılır. Çünkü
bu kimse dediğinin aksini yapmıştır. Sözü olaya uymadığından yalancıdır.
Bu gibi hallerden kaçınmak Müminin özelliklerinden biridir.
Bu
konuyu daha iyi pekiştirmek amacıyla sohbetimize bu konu hakkında bir Hadis-i
Şerif ve ibret almamız gereken bir kıssa ile devam edelim:
“Yalan yere yapılan yemin, yurtları harap bir
halde bırakır.” [5]
Bir
gün adamın biri Peygamber Efendimiz (SAV)’e gelir ve: “Ey Allah’ın
Rasulü! Ben hem içki içiyor, hem hırsızlık ediyor ve hem de yalan söylüyorum.
Bu kötü huylara çok eskiden beri alıştığım için hepsini birden bırakamam.
Azar azar ancak onlardan kendimi kurtarıp dürüst bir insan olacağımı
tahmin ediyorum. Önce hangi kötü huyumu bırakmak daha faydalı olacaktır?
Bunu size sormaya geldim,” demiştir.
Peygamber
Efendimiz (SAV) adama: “Önce yalancılıktan vazgeç, gerisi kolaydır,”
cevabını vermiştir. Adam da gerçekten yalan söylememeye karar vermiştir.
Bir gün bir yerden para çalarak içki içmiş ve sarhoş sarhoş eve dönmüş.
Evdekiler: “Yine içki mi içtin?” diye sormuşlar. Adam önce “hayır”
diye inkar edecek olmuş, sonra yalan söylememeye karar verdiği ve Peygamber
Efendimiz (SAV)’e söz verdiğini hatırlayarak, kızara kızara
“Evet”
diye cevap vermiştir. Arkasından
ona “peki içki parasını nereden aldın?” diye sormuşlar. Adam eski alışkanlıkla
önce hırsızlığını saklayarak bir cevap vermek istemişse de yalan söylemeyeceğine
dair verdiği şeref sözünü yine hatırlamış ve: ”Filan yerden çaldım,
o para ile de içki satın aldım,” diyerek işin gerçek yönünü anlatmış.
Kendi dili ile itiraf ettiği bu yüz kızartıcı suçunu duyan ev halkı adama
nefret bakışlarını yöneltmiş!...
O
zamana kadar suçlarını yalan sözlerle örttüğü için ev halkı ilk defa
onun böyle çirkin huyları olduğunu öğrenmişler. Adam, teker teker
herkesin lanet ve nefret yağdıran bakışları altında eziliyormuş. Bunca yıllık
evin duvarları onu sıkmaya başlamış: “Yer yarılsa yedi kat yerin altına
girsem,” diye düşünmeye başlamış.
O
günden sonra alıştığı kötülükleri ne zaman yapmaya teşebbüs eti ise,
bir yandan yalanca kusurunu artık örtemeyeceğini düşünüyor, öte yandan
da ahlaksızlığını olduğu gibi açıkladığı gece evdekiler arasında
duyduğu derin utancı gözlerinin önüne getiriyordu. Bütün bu düşünceler
içerisinde alıştığı bütün kötülüklerin yollarının kendisine tıkandığını,
günah kapılarının yüzüne sımsıkı örtüldüğünü açık açık görüyor
ve hissediyordu!... bu karışık düşünceler içinde birkaç gün geçtikten
sonra bir sabah erkenden Peygamber Efendimiz (SAV)’in kapısını çaldı.
Peygamberimiz sabah sabah evine gelen misafiri tanımıştı. Soruya fırsat bırakmadan
niçin geldiğini adamın kendisi anlatmaya başladı:
“Ey
Allah’ın Rasulü! Geçenlerde size geldim, yapmayı huy edindiğim günahlarımı
söyledim. Siz yalancılık hariç diğer günahları işlemeye şimdilik izin
vermiştiniz. Fakat bu bir kaç gün içinde iyice anladım ki yalana boş
vurmadan diğer günahları işlememe imkan bulmamaktadır. İşte bu yüzden de
içki içmek, hırsızlık yapmak gibi alışmış olduğum günahları da
kesinlikle terk edeceğime karar verdiğimi size bildirmek üzere huzurunuza
geldim.”
Adam
birkaç gün önce Allah’ın resulünün huzuruna geldiği zaman ona:
”Yalancılığı bırak, gerisi kolaydır,” diye yol gösteren Peygamberimiz
işinin sonunun böyle olacağını zâten biliyordu. Bu yüzden adam yukarıdaki
sözleri söylerken, Peygamberimiz hem tahminlerinin doğru çıkması, hem de
imanı sağlam bir müslümanın kötü huylardan vazgeçmeye karar vermesi karşısında
duyduğu memnuniyetle gülümsüyordu. Adamın sözleri bitince, Peygamber
Efendimiz (S.V.A.) onu bu kararından dolayı tebrik etti. Huzurunda adama tövbe
yaptırdı ve şu unutulmaz sözleri söyledi: “Yalan bütün yüz kızartıcı
kötülüklerin anasıdır. Her kötülük, ancak sahibinin yalan sözleri arkasında
varlığını saklayarak yaşayabilir. Yalanın bittiği yerde ve ondan bütün
kötülükler, kökleri kesilmiş ağaçlar gibi çürüyüp yok olmaya mahkümdür.”
Yüce
Peygamberimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde de şöyle buyurmaktadır:
“Kalbi doğru olmayan bir kulun imânı kemâle
eremez, lisanı doğru olmadıkça kalbi de doğru olmaz.” [6]
Hadis-i Şerif’e dikkat edecek olursak, imânın kemâli, olgunluğa
erme lisanın doğruluğuna bağlıdır. Çünkü lisan. İmânın mahalli (Yeri
olan kalbin tercümanıdır. Mümin kardeşim! Dünyada yüzü kara, şerefsiz
bir insan olmamak âhirette Allah’ın gazabına uğrayıp perişan olmamak için
yalandan son derece kaçınmalısın. Gerçek bir mümin olmaya gayret
göstermelisin. Bilmelisin ki
saadet doğruluktadır ve doğruların yardımcısı Allah’tır. Buna tarihî
bir örnek verelim:
Bir gün Hacca-cı zalim Cuma hutbesi okurken ehli beyte ve bilhassa Hz.
Ali ve evladına dil uzattı. Camide, cemaat arasında bulunan bir genç, şiddetle
müdahale ve itiraz etti. Haccac, delikanlıyı yakalatıp hapse attırdı.
Delikanlı, sevilen ve sayılan bir ailenin olduğu için, kurtarılmasını
isteyenler şöyle bir çare düşündüler; Haccac’a ricada bulunarak:
Efendim, bu çocuğun delilik nöbetleri vardır. Zaman zaman böyle
deliliği tutar, ne dediğini bilemez, onun kusuruna bakmayınız,” diyerek
delikanlı adına af dilediler. Haccac’ı Zâlim biraz düşündükten sonra;
“eğer dediğiniz doğru ise, delinin sözüne itibar edilmez birde kendisine
soralım” der. Gencin yakınları sevinç içinde onun yanına koşarlar ve
durumu anlatırlar. Fakat genç, canını kurtarmak için böyle bir yalana
tevessül ve tenezzül etmeye asla razı olmaz. Yakınları ümidi keserek
mahcubiyet içerisinde etrafa dağıldılar. Bir müddet sonra Haccac, o genci
çağırtır. Ve deli olup olmadığını sorar. Delikanlı, delilik isnadını
asla kabul etmez. Deli olmadığını ısrarla belirtir: “ben Müslüman’ım
yalan söylemem,” der. Böyle bir doğruluk karşısında kalan Haccac, genci
affedip Salı vermekten başka çare bulamaz.
Ziya paşanın dediği gibi:
“İnsana sadakat yakışır görse de ikrâh,
Yardımcısıdır doğruların Hz. Allah.”
Yüce Rabbimiz bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Allah'tan yalancılar üzerine
lânet dileyelim.”[7]
Bu ayette de Allah’ın lanetini yalancılar üzerine olacağı ifade
edilmektedir. Yalandan ve yalan söylemekten ve yalancıların şerrinden
Allah’a sığınalım.
İslam’ın yasak kıldığı büyük günahlardan birisi de yalan şahitliğidir.
Nitekim yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“(O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle
karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (8)
Hatır için, yahut birkaç kuruş menfaat için, mahkemede yalan şahitliği
yapmak, haklıyı haksız, haksısı haklı çıkarmaya çalışmak en büyük günahlardandır.
Haramdır. Yalan şahitliği yapan bir adam canidir, mücrimdir. Yalan şahitleri,
beşeriyet için büyük bir musibettir, insanlık için bir yüz karasıdır.
Yalan şahitliği namuslu bir insan için ebedi bir lekedir. Yalan şahitliği
yapan kimseler, bu hareketleriyle kimlere fenalık yaptıklarını acaba
biliyorlar mı? Onlar bu hareketleriyle her şeyden evvel kendilerine zulmetmiş
olurlar. Kendi nefislerine en büyük kötülüğü yapmışlardır.
Çünkü başkasının dünyası için, kendi ahiretini satmıştır.
Bununla beraber haklı çıkarmak için şahitlik yaptığı kimseye de
hakikatte kötülük etmiştir. Çünkü onun zulmüne yardım etmiştir, onu
haksız iken haklı çıkarmış, kıyamet gününde Allah’ın huzurunda rezil
ve rüsyav olmasına sebep olmuştur.
Sohbetimizi, yalancının, yalanını kadının karşısında nasıl
itiraf ettiğini gösteren ibretli bir hikaye ile sonlandırmaya çalışalım:
Bir adam Hacca gidiyordu. Yanında götürmemek için bir altınını bir
arkadaşına bıraktı. Hacc’dan döndüğü zaman parasını geri istedi.
Arkadaşı:
-
Hayır, dedi, sen bana para mara
bırakmadın. Hacı şöyle dedi, böyle dedi, olmadı. Beraberce meşhur kadı
İlyas’a gittiler. Kadı İlyas davayı dinledi. Suçluya dönüp:
-
Sana bin altın para vermediğine
yemin eder misin? Dedi.
-
Ederim, efendim, diyerek yemin
etti.
Kadı
İlyas davacıya döndü:
-
Parayı buna verdiğine şahidin
var mı? Diye sordu.
-
Yok efendim, namusuna güvenmiştim,
dedi.
-
Pekiii, parayı nerede verdin?
-
Kırda efendim, bir ağacın altında
verdim.
-
Peki, git bana o ağaçtan bir
dal getir. Olur ya, bel ki o dal şahitlik eder. Hacı gitti. Kadı İlyas da
kendi kendine bir kitap okumaya başladı. Aradan epeyce zaman geçmişti. Kadı
başını kaldırıp:
-
Amma da uzattı bu, dedi. Nerede
kaldı bu adam?
Suçlu kendini unutup:
-
Efendim, dedi, ancak gelir, ağaç
uzaktadır.
Kadı İlyas, kahkahayı bastı:
-
Gördün mü? Dedi. işte ağaç
şahitlik etti. A hazret, madem ki ağacın altında arkadaşından para aldığını
inkar ediyorsun, peki, o arkadaşın hangi ağaca gittiğini nereden biliyorsun
ha? Ver adamın paralarını, ver!...
Konuyu toparlamaya çalışırsak:
Müslüman Allah’tan korkmalı, başkasından korkmamalı.
Mahkemede şahit mevkiinde bulunduğu zamanda gördüğünü ve bildiğini dosdoğru
söylemeli. Âdaletin tecellisine yardımcı olmalı. Hatıraya, gönüle,
paraya, pula bakmamalı. Kendi aleyhinde bile olsa doğruyu söylemekten çekinmemelidir.
Böyle yapılırsa, herkes üzerine aldığı emaneti yerine vermiş, hakların
sahiplerine verilmesini kolaylaştırmış olur.
Yalan şahitliği yapan hakkın zayii olmasına, adaletin
sarsılmasına, haklının haksız durumuna düşmesine, haksızın da haklı
durumuna yükselmesine sebep olan er geç bunun cezasını görecektir. Allah’ın
adaletinden kendini kurtarmayacaktır. Bütün azaları da dahi aleyhinde şahitlik
yapacaklardır.
Allah bizleri yalan söylemekten ve yalan yere şahitlik
yapmaktan muhafaza buyursun, hakkı adaleti daima hakim kılsın, inşallah!...
AMİN...